Untitled Document
Untitled Document
Untitled Document
  Kullanıcı Adı Şifre Beni hatırla Yeni Üye/Şifremi Unuttum
Untitled Document

Digital PhotoWorld
Dergi
Fotoğrafta bütünlüğü yakalamakSahne Sanatları Fotoğrafçılığı
Kar fotoğrafları nasıl çekilir ?A' dan Z' ye DİJİTAL FOTOĞRAFÇILIK
tüm yazıları...


Sahne Sanatları Fotoğrafçılığı
 

Yaşam, zaman içinde sonsuz bir yolculuksa, en güzel yerinden başlamalı hayata, inadına zamanla yarışmalı, yenik düşeceğini bilsen de koşmalısın yan yana.

Yakaladığın nokta anlarında deklanşöre basmalısın, bir kez daha alt edip, dondurmalısın zamanı. İzler bırakmalısın senden, ondan... Birileri mutlaka o izleri sürer, çıkıp gelir bir gün karşına, ya da senden sonraki zamana.

 

Çevrenize bir bakın; Reklamlar, kitaplar tüm tanıtımlar ve daha niceleri, fotoğraf değil midir? Hatta yaşamın kendi fotoğraf karelerinin, hareketli toplamı değil midir? Bir avcı gibi, doğru hedefe, doğru nişan alırsın ve klik… İşte en güzel kare…

 

Yaşama felsefeyle, incelikle, duyguyla baktığın zaman görürsün onu ve klik. Sanatla bakarsan yaşama ve insana; alnındaki terden yağmur damlasına, çıplak bedende gezinen su tanesinden sana gülümseyerek poz verenlerin gerçeğini görürsün, yine klik.

 

Bu bir duygu akışıdır genlerde gelişen… Kurslardan gelirsen fotoğrafçı, fotoğrafı yaşarsan sanatçısı olursun, bakmaktan görmeye yol alırsın.

 

Ben de çocukluğumda tanıştım fotoğrafla. Henüz İstanbul’un gayrimüslimlerce terk edilmediği, insanların sevgi ve saygıyla hayata ve sanata baktığı yıllarda Beyoğlu’nda, koca vitrinlerinde güzel fotoğrafların asıldığı bir dükkandı Foto Saray. Babamla içeri girdiğimizde güler yüzlü iki Rum (dükkan sahibi) karşılamıştı bizi.

 

-         Günaydın Temel Bey!

Orada akşama kadar karanlık odada, ecza kokuları arasında, fotoğraf tab ederdi babam. Ne büyük bir sihirdi çocukluğumda.

Haftanın bazı günleri de aynı işlemler Foto Sabah’ta yapılırdı. Babam, her iki dükkanın da kalfasıymış meğer.

Daha sonraki yıllarda, kendi dükkanını açtığında müşteri ilişkilerini öğrendim. O dükkan, kentin ilk Çocuk Fotoğraf Stüdyosu idi; sabırla en güzel kareler çekilirdi. Tiyatro sanatçısı dostların da uğrak yeriydi mekanımız. İlk ustam olan babam Temel Yirmibeş’i izlerken fark ettim fotoğrafın, zamana hayattan izler bırakmak olduğunu.

Çocukluk yıllarım Şehir Tiyatroları’nda oyunculukla geçti. O günlerde tiyatroda sahne fotoğrafları, Orhan Teoman tarafından statik teknikle çekilirdi.

Askerlik sonrası döndüğüm tiyatroda, çocukluk yıllarımda edindiğim sahne tecrübesini objektifime taşımaya karar verdim. Kendi tarzımı yaratarak, oyun akış halindeyken, sanatçıları durdurmadan, konsantrasyonlarını bozmadan, sahne üzerinde, dekor içinde çok boyutlu fotoğraf çekme tekniğini uygulamaya başladım. Böylece statik fotoğraf kareleri, yerini dinamik fotoğraf karelerine bıraktı. Bu durum, sanatçının da işini kolaylaştırdı.

Bu çalışma tekniği çok tuttu. Günün koşullarında yüksek ASA’lı negatif filmleri kullanmaktaydım, bunların yıkanması ve agrandizör baskılarının hazırlanması ise ayrı bir keyifti.

Uzun soluklu sahne fotoğrafçılığı çalışmaları sonucunda, oldukça zengin bir arşiv oluşturdum. Doksanlı yıllarda pek çok özel tiyatronun sahnelediği oyunları fotoğraflarımla ölümsüzleştirdim. Esirgenmeyen emeğin sevgiyle yoğrulduğu tüm bu çalışmalar, kısa bir süre sonra kitap haline getirilerek, gelecek nesillere aktarılacaktır.

 

Sahne fotoğrafı, fotoğraf sanatının diğer dalları içinde bambaşka bir yerde durmaktadır benim için. Yeni çekilen her oyunda emeği geçen herkesin heyecanları, panikleri, mutlulukları vardır. Yüzlerce yerli ve yabancı oyunu fotoğraf kareleriyle anlatırken, her farklı eseri en doğru ve en etkileyici şekliyle yansıtmak gerekmektedir. Çünkü tiyatro fotoğraflarının amacı, o fotoğraflara bakan izleyiciyi etkilemek, meraklandırmak ve tiyatro kapısından içeri sokmaktır. Bu nedenle, en güzel kareler çekilmelidir oyundan… Ayrıca ertesi günün gazete, dergi, televizyon, afiş ve bilboardları da onları beklemektedir.

 

Köşe yazarları, tiyatro eleştirmenleri yolunuzu gözler. Sahnedeki yaşamın hatası bazen çekilen fotoğraf karesine fatura edilir. Yönetmen ve oyuncular aylarca hazırladıkları oyuna konsantre olmuşlardır ve onu yaşarlar. Sahne fotoğrafçısı ise o sezon çıkarılacak olan her farklı oyun üzerine, ayrı ayrı anlatımlar için günlerce çalışmak zorundadır. Sahne fotoğrafçısı, batı tiyatrosundan geleneksel tiyatroya, komediden drama, vodvilden epik tiyatroya kadar pek çoklarını bilmelidir. Çünkü her birinin farklı dili ve sahne matematiği vardır. Hangi oyuncunun ne zaman, kaç adımla nereye gideceğini ve ne yapacağını bilmek zorundadır.

Doğru kompozisyon, doğru teknik koşullar, doğru ışık, mimiklerin doğru tespiti... Hepsi o an… (tek atış) deklanşör, klik... Hemen ardından yeni açılar defalarca tekrarlanır, sayıları unutulur çalışmaların. Çoğu zaman çekim sırasında kaybolursun duygular arasında. Sen de onlarla yaşarsın o anları, günlerce etkisinden çıkamazsın, uykuların kaçar. Oyundaki duyguyu daha iyi anlatan karelerin düşlerinde dahası olabilir mi diye düşünürsün.

 

Oyundan çekilen her kare, senden ve ondan bir parçadır artık. Üzerinden yıllar geçse de kıyamadığın, bir kenara atamadığın, paylaşırken bile kıskandığın... O güzelim oyun ve oyuncuların sesleri, sofita perdeleri arasından uçuşup giderken; çekilen kareler, ölümsüzlüğe taşır inadına onları. Tarihe iz bırakırlar o karelerle. Günün birinde; “İşte, o benim” dedikleri, avuçları arasındaki fotoğraflardır… Sevdiklerine gösterdikleri...

 

Her bir kare benden izlerdir. Bazen sevinçlerimdir, bazen hüzünlerim. Sevdiklerimdir, yolumu gözleyen evlatlarımdır, bazen zamanın bir yerinde beni bekleyen bir insan, bazen ayrılıklarım, acılarımdır. Çoğu zaman doğum sancılarımdır. Aşklarım, aldatılmışlığımdır. Yalnızlığım ya da çokluklarımdır.

 

Sahnedeki fotoğraf her şeydir, sana bir şeyleri anlatan, benden izlerdir gördüğün. Sizler etkilenmiş bakarken o fotoğraflara, ben içlerine neler gizlemişimdir sizlerden! Farkına varabilenleriniz farkını yaşarsınız, yaşatırsınız. Göremeyenleriniz ise üzerine basar geçersiniz. Her türlü koşulda size duyduğum sevgi ve saygıdan yola çıkarak, en iyisini üretmek için çabalarım. Her birinizi kandıramam, yalan fotoğraflarla yanıltamam. Küçük, dünyasal beklentiler uğruna, sizlerin duygularını satamam. Yaptığım, mesleğime ve size inanmışlığımdır. Çünkü “Aslolan Hayattır”; çeken de çektiren de hayatın içindeki zaman yolcularıdır. Ne sen benden ötede, ne ben senden geride... Yürürüz el ele, son noktanın konduğu yere.

Birbirinden değerli pek çok sanatçıyla birlikte çalıştık. Kah güle, kah kırıla ama saygıyla yüzlerce oyunun fotoğrafını çektik. Binlerce kare... Her biri kısa bir ömrün toplamı.

Tiyatroyu seviyorsan, içinde yaşıyorsan sahne fotoğrafçılığında yol alırsın. Sabır gerektirir, birden yetişmez, okulu yoktur. Zamanla olgunlaşır, pişersin... Her yolculukta olduğu gibi.

Şu dönemde pek çok kötü kopyalar türedi; yanlış açılar, yanlış ışıklar ve kompozisyonlar. Çoğu bu kaliteyi aşağılara düşürdü. Bedavacı zihniyet sahibi bazı özel tiyatro patronlarının bu düşüşe katkıları büyük oldu. Bu işi hakkıyla yapanların sayısı, beş parmağı geçmez duruma geldi. Her başarılı çalışmalarından gurur duyduğum meslektaşlarım Selin Tuncer ve Nesrin Kadıoğlu’nun benim bıraktığım yerden aynı kalitede devam edeceklerine inanıyorum.

 

Tiyatroyu ve fotoğrafı seviyorsanız, ardındaki paylaşımlarla gönül kapımız hep açık.. Sadece izliyorsanız, uzun zamanda yetişilen fotoğraf sanatçılığında kaybedecek pek vakit yok.

Hep hatırlayın, bilmediğiniz yerlerde, sizi sevgiyle bekleyen tanıdık dostlarınız hep olacak.

 

“Eski fotoğraflardan yok oluyoruz birer birer

Gidiyoruz…

İzimiz kalıyor..

 

Sarı hayatlara dokunuyoruz,

Ucundan…”

 

Sevgiyle kalın,

 

 

 

AHMET YİRMİBEŞ

FOTOĞRAF SANATÇISI

 

İ.B.B ŞEHİR TİYATROLARI

FOTOĞRAF SERVİS ŞEFİ

 

 

 

PHOTOWORLD MART NİSAN 2008 SAYISINDAN.

26.08.2008


Eğitim Bölümü     |     Yazarın Diğer Yazıları